18 Mart 2014 Salı

BEDEN ALGISI VE YEME BOZUKLUKLARININ ANATOMİSİ

Beden algısı, bedenin öznel ve bireysel algısı olup, kişiliğin temel bileşenlerinden biri olarak tanımlanmaktadır. Bireyin fiziksel kendiliğinin zihinsel bir resmi, özelikle ergenlikte kendiliğin simgesi olarak nitelenen beden algısı, kendilik algısıyla bağlantılı olarak ele alınmaktadır. Beden algısı kimliğimiz için bir temeldir ve varoluş duygusunu sağlar. Günlük yaşamda karşılaştığımız stresler ve tehdit edici durumlara karşı benliğimizi savunmamızda yardımcıdır, aynı zamanda insanların kendilerini görme biçimlerine ve iş görme yeteneklerine de etki eder. Bu nedenle bireyin kapasitesini ve sınırlılıklarında belirleyici bir kavramdır. Beden imgesinin gelişimi bebeklikte başlar, yaşam boyu gelişir ve değişir. Beden imgesinin gelișmesi ve sürekli olarak değișmesi bedensel gelișme dıșında birçok etkenlerle belirlenir. Bunlar arasında bireyin benlik gücü, dürtüleri, güdülenmesi, kendilik imgesi, güven duygusu cinsiyeti, öğrenme ve olgunlașma düzeyi, bedenine karșı duyarlılığı ve verdiği anlam, nesne ilișkileri, bașkalarına karșı tutumu ile bașkalarının ona karșı tutumu, toplumun beden görüntüșüne verdiği değer sayılabilir. Ergenlik döneminde olan kız ve erkek öğrencilerde yapılan bir araştırmaya göre diyet yapan grupta yapmayanlara göre daha düşük beden algısı ve kendilik algısı olduğu saptanmıştır. Fitnes uzmanları üzerinde yapılan bir çalışmaya göre düzenli fiziksel aktivite yapan kişilerin beden algılarının ve bedenlerine yönelik tutumlarının diğer kişilere göre daha olumlu yönde etkilendiği bildirilmiştir. Başka bir araştırmanın sonucu da, benzer şekilde, elit düzeyde yapılan sporun sosyal fizik kaygıyı düșürdüğü buna karșılık beden imgesinden memnuniyeti arttırdığı yönündedir. Üst düzey futbolcularda yapılan bir çalışmada genel olarak kendi bedenlerini algılama düzeyleri yüksek bulunmuştur. 2003 yılında estetik cerrahi hastalarında yapılan bir araştırmaya göre, estetik müdahale için başvuran ya da başvurmayı düşünen kişilerin olumsuz beden algısına sahip olduğu bildirilmiştir. Beden algısı benlik algısının bir parçasıdır ve erkeklik ve dişilik hislerinin yanı sıra bedene özgü tutum ve tecrübeleri, yetenekleri, fiziksel güç koşullarını içermektedir. Beden algısı sosyal etkileşimin bir ürünüdür. Bu konuya yönelik literatür, yetişkinlerin beden algılarının kültürel ideal ve değerlerden, mevcut ve geçmiş deneyimlerden, kendini diğerleriyle karşılaştırmadan, toplumun beklentilerinden ve ihtiyaçlardan etkilendiğini göstermektedir ve beden hakkındaki algıların çocukluktan itibaren gelişmeye başlayan birçok yaşantılar tarafından şekillendirildiğini iddia etmektedirler. Özellikle bayanlar, erkelerle karşılaştırıldıklarında, kendi bedenleri hakkında daha eleştirel, ağırlık ve görünüşleri hakkında daha ilgili ve bedenlerinden daha hoşnutsuzdurlar. Davis ve Cowles, bayanların erkeklerle karşılaştırıldığında kendi vücutları hakkında daha hoşnutsuz ve kilo vermeye daha eğilimli olduklarını belirtmişlerdir. Bu yönelimin, kadınları bedenselleştiren ve kadını biyolojisinden dolayı zayıf ve kırılgan bularak onu sadece üreme ve çocuk bakımı gibi işlere uygun olduğunu söyleyen, kadının doğal mekanını ev kılan 19. yüzyıldan günümüze kadar ulaşmış naturalistik görüşlerle bağlantılı olma olasılığı yüksektir. 2003 yılında yapılmış bir araştırmaya göre kişinin kendi bedenini algılamasıyla ilgili yanıtlar sağlıklı ve yeme bozukluğu (anoreksiya nervosa) gösteren hastalarda ortaktır ve şu beyin alanlarını içerir: Prefrontal bölge, yardımcı motor alan, insula, inferior parietal bölge, fusiform alan ve cingulum. Yeme bozukluklarının temel tanı ölçütlerinden biri beden imgesi ile ilgili davranış ve tutumlarda değişiklik olmasıdır. Medyanın birincil olarak beden imgesi doyumunu etkilediği, yeme davranışı üzerindeki etkilerinin (yemeyi kısıtlama, aşırı yeme-çıkarma, aşırı diyet ya da egzersiz yapma) ise beden imgesi doyumu aracılığıyla olduğu bildirilmektedir. Sağlıklı ve yeme bozukluğu problemi olan 40 kadın üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, deneklere zayıf, normal ve aşırı kilolu kişilere ait resimler gösterilmiş, o anda manyetik rezonansla elde edilen görüntülemede tüm deneklerde beynin lateral fusiform gyrus, inferior parietal korteks ve lateral frontal kortekste aktivasyon artışı görülmüştür. Yeme bozukluğu olan kişilerde tiksinti hissi sağlıklı kişilere göre daha fazla saptanmış ve sağ prefrontal korteks iç üst tarafında aktivite artışı saptanmıştır.
2010 yılında yapılmış bir araştırmaya göre anoreksiya nervosa, bulimia nervosalı yeme bozukluğu gösteren deneklerde ve normal denek grubunda, kendilerine ait fotoşopla şişmanlatılmış fotoğraflarını görmenin amygdala aktivasyonuna yol açtığı gösterilmiştir. Amygdala aktivasyonunun memnuniyetsizlik durumuyla korelasyon gösterdiği bildirilmiştir. Amygdala’nın beyinde tehlike sinyallerinin algılanmasıyla ilişkili olduğunu söyleyen birçok çalışma mevcuttur. Ayrıca korkulu yüz ifadelerini tanıma, sözel tehdit içeren uyaranlar ve direkt stimülasyonla da amgdala’nın aktivasyonunun artığı kanıtlanmıştır. Yeme bozukluğu gösteren hastalarda aşırı kalorili içeceklerin de benzer bulgular verdiği gözlenmiştir. Aynı araştırmacının yine aynı yıl yapmış olduğu benzer bir araştırmada, bedensel görünüşleriyle ilgili negatif sözcükler söylenilen anoreksiya, bulimia nervosalı ve normal deneklerde özelikle sağ amygdala ve sol prefrontal korteks bölgelerinde anlamlı aktivasyon artışları saptanmıştır. Sağlıklı kadın ve erkek deneklerde yapılan bir diğer araştırmaya göre, kendilerine vücut görünümleri ile ilgili tatsız şeyler söylenen kadınlarda amygdala, erkeklerde ise medial prefrontal korteks bölgesinde aktivasyon artışı görülmüştür. Yeme bozukluğu olmayan normal sağlıklı genç kadınlarda yapılan benzer bir araştırmaya göre, kendilerinden daha ince yapılı model resimlerine bakan genç kadınların anksiyete düzeylerinde artış olduğu ve beynin basal ganglionlar, sol amygdala, bilateral dorsal anterior cingulate ve sol alt prefrontal korteksinde aktivitite artışı olduğu bildirilmiştir. Bu araştırmaya göre, ince resimlerle kendini karşılaştırma yolu ile oluşturulan anksiyete ile ilişkili beyin bölgeleri, vücut memnuniyetsizliği ve dolayısıyla yeme bozukluklarına yatkınlığın oluşumunu anlamamızda yardımcı olabilir. Beden algısı ve benlik saygısı, emosyonel durumla da bağlantılı görünmektedir. Yeme bozukluları olan anoreksiya ve bulimia hastalarında fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) kullanılarak vücut imajı ile ilgili hoş olmayan sözler söylenirken hastaların beyin aktivasyonu incelenmiştir. Anoreksiya nevroza hastalarında belirgin amigdala aktivasyonu görülürken, bulimia nervoza hastalarında belirgin medial prefrontal korteks aktivasyonu saptanmıştır. Daha sonra hastalara yeme bozuklukları için kısa vadeli entegre grup terapisi yapılmış, tedaviden sonra, hastaların duygusal odaklı başa çıkma puanları ve depresif skorlarının azaldığı, benlik saygısı puanlarının anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir. *************** Yard. Doç. Dr. Funda Aksu Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder